TESETTÜR AYETLERİ
"Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah bağışlayandır, esirgeyendir."
(Ahzab: 59),
"Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini korusunlar; namus
ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunanlar (köleleri), erkeklerden, ailenin kadınına şehvet
duymayan hizmetçi vb. tâbi kimseler, yahut henüzkadınların gizli kadınlıkhususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar (Dikkatleri üzerine çekecek tarzda yürümesinler). Ey müminler! Hep birden Allah' a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz."
Nur: 31
TESETTÜR AYETLERİ
2
-
TESETTÜR
10.02.2008 23:14:03
Tesettür ve Kıyâfet Konusunda İslâm'ın Talimâtı
İslâm erkeklerden ve kadınlardan belli bir kıyâfete bürünmelerini değil, örtülmesi gereken, "zînet ve avret" diye ifade edilen yerlerini örtmelerini, örtmek için giydikleri elbisenin, altını gösterecek kadar ince ve örtülen yerin şeklini dışa yansıtacak kadar dar olmamasını istemektedir.
Kadının, mahrem olmayan erkekler yanında açmasına izin verilen uzuvları; yüzü, bilekleriyle birlikte elleri, topuktan biraz yukarıya kadar ayaklarıdır. Erkeğin açabileceği yerleri ise göbeği ile dizkapağı arası dışında kalan vücûdudur. Aralarında devamlı olarak evlenme engeli bulunan (dinen evlenmeleri câiz olmayan) baba, oğul, kardeş gibi akraba yanında kadının ev içinde -na-mahrem kimseler yok iken- tesettürlü olmak mecbûriyeti yoktur. Karı-koca arasında açılmayacak zînet ve avret yoktur.
Mahrem akrabanın, açılması câiz olan yerlere dokunması da câizdir. Baba kızını, anne oğlunu öpebilir, kızı babasının ellerini, yanağını öpebilir...
Dışarı çıkarken çarşaf giymek şart değildir. Kur'ân'da geçen "cilbâb" kelimesinın birden fazla mânâsı vardır; genel anlamı üst giysi demektir. Dînin istediği belli bir giysi veya kıyâfet değil, uygun bir şekilde örtünmektir, tesettürdür. Bir köylü hanım düşünelim, tarlada çalışmaya gidecek, entarisinin üzerine geniş şalvarını çeker, başına da saçını, boynunu ve göğsünü örtecek (buralarda açık yer bırakmayacak) bir başörtüsü bağlar ve işine gider; bu örtünme ve giyinme dîne uygundur, bununla tesettür emri yerine getirilmiş olur. Şehirde bir hanım dışarı çıkarken, üzerine uzunca (topuklarına yakın) bir pardesü ve başına da uygun bağlanmış bir başörtüsü giydiğinde, örtünme emrini yerine getirmiş olur. Uygun örtünmeyi sağlayan, daha fazla parçadan oluşan başka kıyâfetler de bulunabilir, kullanılabilir. Bunları bulmak, sunmak, beğendirerek gençlerin örtünmesini sağlamak üzere özel çalışmalar yapılmalıdır. Tesettür defilelerinin amacı ticaret ise, bu amaca ulaşmak için dînin şekil ve amaç olarak koyduğu sınırlar aşılıyorsa bunlara câiz diyemeyiz. Ama; bizim yukarıda "yapılmalıdır" dediğimiz çalışmalar çerçevesine giriyorsa elbette câiz, hattâ gerekli olur.
Elbisenin ismi değil, hangi cinse ait olduğu önemlidir. Eskiden şalvar denilen giysinin erkek için olanı da, kadın için olanı da vardı. Bugün de ceket, yelek, hırka, pantolon... ismi verilen giysilerin kadınlara ve erkeklere mahsus olanları vardır. Kadın "kadın pantolonu veya şalvarı" giyebilir, bunu yaptığında erkek elebisesi giymiş, erkekliğe özenmiş olmaz. Ancak pantolon giymesi halinde yukarısı dar olacağından üzerine -vücûdunun hatlarını belli eden kısmı örtmek üzere- başka bir şey daha giymesi gerekir.
Sahâbe kadınlarının giysileri içinde beyaz, siyah, yeşil, sarı renkte olanlarının bulunduğu sağlam rivâyetlerde zikredilmiştir. Giyilen elbisenin çirkin ve itici olması gerektiğine dair hiçbir nakli delîl (âyet, hadîs) yoktur. Erkeğin ilgisini çekmesin diye kadınlara, Allah'ın ve Resûlü'nün (s.a.v.) yüklemediğini yüklemek, istemediklerini onlardan istemek doğru değildir. Kadın el içine çıkacak kadar ve şekilde giyinir. Giysileri seksi olmamak, karşı cinsin dikatini çekmek amacıyla düzenlenmiş bulunmamak şartıyla güzel, zarîf, estetik de olabilir. Bundan sonrası kadını değil, ona bakan erkekleri ilgilendirir; sorumluluk onlara geçer, onlar da gözlerini sakınmak, kendilerini firenlemek sûretiyle kulluklarını yerine getirmek mecbûriyetindedirler. İmtihan dünyası, günah imkân ve fırsatlarının yok olduğu, yok edildiği, insanların isteseler bile günah işleyemeyecekleri bir dünya değildir. İmtihanı, bu imkân ve fırsatlara rağmen irâdesini kullanan ve dînin sınırları içinde yaşayanlar kazanacaklardır. Din, birileri günaha girmesin diye diğerlerinin hak ve özgürlüklerini -gereğinden fazla, bilinen sınırların dışında- kıstlama yoluna gitmemiştir.
Bu konularda farklı düşünen, ölçüleri farklı tutan âlimler de vardır; ancak hiçbir beşerî ictihad ve yorum bütün müslümanları bağlamaz; bilgisi az olan müminler âlimlerden aldıkları fetvâya uyarlar, farklı fetvâlar onları bağlamaz.
Kadınlarımıza, kızlarımıza İslâm'ı öğretmeye kalkışanlar, kaş yaparken göz çıkarmamak gibi bir sorumluluklarının da bulunduğunu bilmelidirler. İslâm, maddî ve manevî pislikleri temizlemek, çirkinlikleri ortadan kaldırmak ister, güzelliğe düşman değildir ve kolaylık dînidir.
TESETTÜR
3
-
ORUÇ
10.09.2007 23:58:04
Oruç ahlâkı
Orucun bir terbiye vasıtası olduğunu, insanın alışkanlıklara, gazap, şehvet gibi saptırıcı, günaha itici faktörlere karşı güç ve hakimiyet kazanması hedefine yönelik bulunduğunu biliyoruz. Oruç tutan Müslüman yalnızca yeme, içme ve birleşmeyi terketmekle kalır; dilini, kalbini, gözünü, elini, hasılı bütün duygu, düşünce ve uzuvlarını ibadet için seferber etmez ve özellikle günahtan men etmezse orucu çok eksik kalacak, şekilden ibaret olacak, ruh ve manasından soyulmuş bulunacaktır.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), bir kutsî (öznesi Allah olan, Allah'ın buyurduğu) hadîslerinde şöyle diyorlar: "İnsanoğlunun her amel ve ibâdeti kendisi içindir, yalnız oruç müstesna; çünkü o, benim içindir, onun özel ödülünü de ben vereceğim. Oruç (koruyucu) bir kalkandır. Oruç günü olunca kimse kötü söz söylemesin, bağırıp çağırmasın, cahilce davranmasın. Birisi sataşır veya bulaşırsa, "Ben oruçluyum, ben oruç tutmaktayım!" desin.
Bu ve benzeri hadîslerle orucun amacı göz önüne alındığında kâmil bir orucun, yalnızca yeme içme ve cinsel teması terk etmekten ibaret olmadığı, oruç tutan müminin her an Allah şuuru içinde bulunması gerektiği, her zaman ayıp ve günah olan davranışlardan, oruçlu iken daha çok, daha titizlikle uzak kalmanın kaçınılmaz olduğu, orucun insanı âdeta melekleşmeye doğru götürmesi icabettiği ortaya çıkmaktadır. Güzel ahlâkın, insanı insan yapan erdemlerin oruç sâyesinde güçlenmesine, daha şuurlu ve güçlü bir nitelikte yaşanmasına "oruç ahlâkı" diyoruz. Bu yönüyle oruç aynı zamanda iyi bir "ahlâk eğitimi aracı" olmaktadır.
Bir başka hadîste "Nice oruçlu vardır ki, orucundan kendisinde kalan yalnızca açlıktır, nice gece boyu namaz kılan vardır ki, namazından yanına kalan sadece uykusuzluktur" buyuruluyor. Bütün ibâdetler gibi orucun da - kula, insanlara ait- faydaları, maddî ve manevî güzel sonuçları vardır. Bunları hâsıl etmeyen bir oruç, aç ve mahrûm kalmaktan ibaret kalır. Bu böyle olmakla beraber, orucun mânâ ve hikmetini kendinde gerçekleştiremeyen insanların onu bırakmaları da gerekmez; çünkü her ava çıkan av yapamazsa da, ava çıkmayı terk edip evinde oturanın av yapma ihtimâli hiç yoktur. Sonuç ne olursa olsun oruç tutmak, ancak bu ibâdeti yaparken şekil yanında öze de yönelmek, orucun maddî ve manevî bereketini elde etmeye çalışmak, özellikle oruç ahlâkına sahip olmak için çaba göstermek tercih edilecek en doğru yoldur.
Oruç nasıl tutulur?
Oruç imsak vaktinden güneşin batmasına kadar geçen zaman içinde yeme, içme ve cinsî birleşmeyi ibadet niyetiyle terketmektir.
Buna göre oruç tutacak kimsenin önce oruca niyet etmesi gerekir. Niyetin sözle olanı, "Yarın Allah rızası için oruç tutmaya niyet ettim" gibi bir ifade ile yapılmış olur. Bunu dili ile söylemeyip kalbinden geçirmek de kafidir. Oruç tutmak niyetiyle kalkıp sahur yiyen kimse de fiil ile niyet etmiş olur. Niyetin oruç günü, güneşin tepe noktasına gelmesinden önce yapılmış olması şarttır.
İmsak vaktinden maksat fecir; yani tan yerinin ağarmasıdır. Oruca niyet eden kimse imsaktan itibaren yeme ve içmeyi eşi ile cinsî birleşmede bulunmayı terkeder. Bunların dışında terk etmesi farz olan bir şey yoktur; normal, günlük işleri ile meşgul olabilir. Akşam olup güneş batınca oruç yasaklarından birini işleyerek orucunu açar.
İftarın geciktirilmemesi matlûptur. İftardan önce şöyle bir dua okunması uygundur: "Allahım senin için oruç tuttum, sana iman ettim, sana güvendim ve dayandım, senin lûtfettiğin rızık ile orucumu açıyorum, geçmiş ve gelecek günahlarımı bağışla Rabbim!"
Şu da Peygamberimizin yaptığı dualardan biridir:
"Allahım! Her şeyi kuşatan rahmetinle senden beni bağışlamanı diliyorum!" "Susuzluk gitti, damarlar ıslandı ve inşaallah sevap kazanıldı." "Allahım senin için oruç tuttum ve senin rızkınla orucumu açtım."
Teravih namazı
Terâvîh kelimesinin sözlük mânâsı "dinlenmeler"dir. Bu isimle kılınan namazın her dört rekâtından sonra Kâbe'yi tavaf ederek, tesbih çekerek, salavât okuyarak namaza ara verildiği ve bir mânâda dinlenme yapıldığı için ona "terâvîh" denilmiştir.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bu namazı kılarlardı, ümmetini de "Kim Ramazan gecesini, imanı gereği ve Allah rızâsı için bu namazla ihyâ ederse onun geçmiş gelecek günahları bağışlanır" buyurarak teşvik etmişlerdir. Kendileri bu namazı önce Mescid'de kılmaya başlamış, cemâati de kendisine uymuşlardı. Bu iki gece böyle kılındı, üçüncü gece yine cemâat toplanıp O'nu beklediler, fakat Mescid'e gelmedi, odasında kıldı. Ertesi gün de "Toplanıp beni beklediğinizi biliyorum, devam edersek farz olabilir diye gelmedim" dedi.
Teravih namazının vakti, yatsının farzından sonra ve vitir namazından öncedir. Vitir namazının da gecenin geç vaktinde, müminin yatmadan önce kılacağı son namaz olması tavsiye edildiğine göre, teravihin vakti yatsıdan sonra başlamakta, imsak vaktine kadar devam etmektedir. Bu namaz hem kadınlar hem de erkekler için sünnettir. Tek başına kılmak da câiz olmakla beraber daha iyi ve ecirli olanı mescid'de, cemâatle kılmaktır.
Sahâbe başlangıçta bu namazı, Peygamberimizin (s.a.v.) uygulamasına bakarak sekiz rekât olarak kılmışlardır. Bu sekiz rekâtta kıyamları çok uzun tutmuşlar ve sayfalarca Kur'ân okumuşlardır. Giderek bu uygulama insanlara zor gelince rekât sayısını arttırmış, okumayı azaltmışlardır. Böylece bazı tesbitlere göre bu namaz otuz altı rekâta kadar çıkarılmıştır. Hanefîlerin uygulama ve tercihleri yirmi rekâttır. Bunun da sekiz rekâtı sünnet, geri kalan oniki rekât ise müstehabdır. "Müstehab", Peygamberimizin yaptığı değil, tavsiye ettiği veya yaptıklarına bakılarak yapılmasının iyi ve ecirli olacağı düşünülen ibâdettir.
Fıtır Sadakası (Fitre)
Ramazan'ın sonunda orucu açma (el-fıtr) veya insan olarak yaratılma (el-fıtra) sadakası hicretin ikinci yılında oruç ile beraber farz (veya vacip) kılınmış bir ibâdettir ve zekâttan farklı olarak mal üzerine değil, kişi başına yüklenmiştir. Abdullah b. Ömer'den rivâyet edilen bir hadîse göre Hz. Peygamber (s.a.) Ramazan'dan çıkış sadakasını hurmadan bir sâ' veya arpadan bir sâ' miktarı olmak üzere, her Müslüman hür, köle, erkek ve kadına farz kılmıştır. Mâlik, Şâfiî ve Ahmed'e göre fıtır sadakası hadîste geçen lâfız ve mânâya uygun olarak farzdır. Hanefîlere göre ise hadîsin delâleti kat'î olmadığı için vacîbdir.
Bu sadakanın hikmeti, bir yandan oruç ibâdetini yapmış Müslümanlardan sâdır olması muhtemel kusurları telâfî etmek, diğer yandan bir sevinç ve bayram gününde fakirleri anmak, onları günlük ihtiyaçlarından kurtarmaktır.
Zikri geçen hadîsin başka rivâyetlerinde "küçük, büyük, fakir, zengin" ifadeleri de yer aldığından bu mâli ibâdet, zekâttan farklılık arzetmektedir:
a) Ebû Hanife'ye göre kadına -kocası olsun olmasın- bizzat vâcibdir. Diğer üç imâma göre kadın namına kocası öder; çünkü "bakmakla mükellef olduklarınız namına ödeyin" hadîsi vardır.
b) Çocuğun malı varsa velisi onun namına öder; yoksa nafakasını temin eden bizzat öder. İmam Muhammed'e göre çocuğun malı olsa bile babası öder.
c) Hanefîlere göre bu sadakanın vâcib olabilmesi için kişinin nisâba malik olması gerekir, çünkü sadakayı zengin verir; diğer üç imâma göre hadîsler bu şarta mânidir, bayram günü 24 saatlik yiyeceği olan aile bunun fazlasından fıtır sadakası verecektir.
Buğday ve kuru üzüm dışında kalanlardan verilecek miktarın bir sâ' (buğdaya göre 2176 gr.) olduğunda ittifak vardır. Hanefîlere göre buğdaydan yarım sâ' verilecektir. Medîne'de buğday nâdir olduğu için arpa ve hurma üzerindeki kesinlik buğdayda hâsıl olmamış, her müctehid kendi ölçülerine göre sağlam gördüğü rivâyete dayanmıştır.
Cumhura göre hadîslerde geçen hurma, arpa, kuru üzüm, buğday, peynir vb. maddeler, "bunlardan başkasından verilmez" gibi bir sınırlama maksadıyla değil, o zamanın temel gıda maddeleri olduğu için zikredilmiştir. Bu sebeple bir memleketin temel gıda maddesi ne ise o esas alınabilir ve buğdaydan 2176 gram miktarını alan bir kap o madde ile doldurulup verilir; veya bu miktar tartılarak karşılığı hesaplanır ve para olarak verilir. Tartı ve ölçü bulunmayan yerlerde dört koçam (müdd: iki elin birleştiği avuç) miktarı verilir.
Ülkemizde Diyanet İşleri Başkanlığı'nın ilan ettiği miktarlara uymak en kestirme yoldur
Kadir Gecesi
Allah Teâlâ ibâdetlere verdiği ecir, sevap ve ödülleri arttırdığı, af isteyenleri bağışladığı, duâları kabûl ettiği, manevîyatımızı oluşturan unsurları takviye ettiği, dünyamızı ve hânemizi nûr, bereket ve rahmetle doldurduğu günler ve geceler tahsis ederek kullarına lutûflarda bulunmaktadır. Böyle gecelerden biri de Ramazan ayı içinde idrak edilen Kadir Gecesi'dir. Bütün Ramazan geceleri ibâdet şuuru içinde geçirilsin, ihyâ edilsin diye bu gecenin hangisi olduğu kesin olarak belirtilmemiştir; son on gün içinde ve yirmi yedinci gecede olması ihtimâli daha fazladır. Kadir Gecesi'ne özgü bir ibâdet yoktur. O gece de yatsı ve teravih namazının cemâatle kılınması, sonra evde bir miktar nafile namaz kılınması, Kur'ân okunması, istiğfar edilmesi (günahların bağışlanması için Allah'a yalvarılması), dua edilmesi, yatmadan önce son namaz olarak da vitir namazının kılınması tavsiye edilebilir
ORUÇ
4
-
Berat kandili
27.08.2007 02:02:44
Cenab-ı Hak buyuruyor:
''Apaçık kitab-a andolsun ki, Biz Kur'an-ı mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz onunla insanları uyarmaktayız.. O mübarek gecede, her hikmetli iş katımızdan bir emirle ayırt edilir...''(Duhan, 44/1-4)
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor:
"Her kim bu gece yüz rekat namaz kılarsa yüce Allah ona yüz melek gönderir. Otuzu ona cenneti müjdeler, otuzu ona cehennem azabından teminat verir. Otuzu da ondan dünya afetlerini savarlar, O'nu da ondan şeytanın tuzaklarını hilelerini savarlar."
''Şaban ayının 15. gecesini ibadetle geçirin, gündüzünde de oruç tutun. Çünkü yüce Allah, bu gece dünya semasına rahmetiyle tecelli eder ve; 'tevbe eden yok mu! Onu affedeyim. Rızık isteyen yok mu, ona rızık vereyim, hastalığından şifa isteyen yok mu ona şifa vereyim. Yok mu şunu isteyen yok mu bunu isteyen' der. Bu durum, sabaha kadar devam eder''
Bu gecenin beş özelliği vardır:
1) Bu gecede önemli işlerin seçimi ve ayırımı yapılır.
2) Bu geceyi ibadetle geçirenlere yardımcı olması amacıyla Allah tarafından melekler gönderilir.
3) Bu gece bağışlanma ve af gecesidir.
4) Bu gecede yapılan ibadetlerin fazileti çok büyüktür.
5) Bu gecede Peygamberimize şefaat yetkisinin tamamı verilmiştir. Bu yetkinin üçte biri Şaban'ın onüçüncü günü, üçte biri Şaban'ın ondördüncü günü, geri kalan üçte biri de Şaban'ın onbeşinci günü verilmiştir.
Bir daha berat gecesine erişip erişemiyeceğimizin bir garantisi yoktur.Ölüm, herkes için vazgeçilmezdir.O halde, yüce Allah'ın bizlere fırsat bilip eriştirdiği Berat gecesini güzelce değerlendirelim Bu vakitlerin, bir ganimet olduğunu bilelim. Yüce Rabbimizin, her zaman açık olan tevbe kapısına yönelelim. Bu geceyi, gafletle geçirmeyelim. Yakınlarımızı, komşularımızı, yoksulları görüp gözetmeyi gönüllerini almayı unutmayalım. Birbirimize, sevgi ve saygı gösterelim. İyilik ve dürüstlükten ayrılmayalım.
CENAB-I HAK MÜBAREK BERAT KANDİLİ GECESİNDE YAPILAN BÜTÜN DUA VE İBADETLERİ KABUL BUYURSUN
Berat kandili
5
-
KIYAMET
27.02.2007 23:10:26
1Kıyamet Günü Kıyamet; kalkmak, dikilmek, ayaklanmak, doğrulmak ve dirilmek. İslam inancında, evrenin düzeninin bozulması, her şeyin altüst olarak yok olması ile ölen tüm insanların yeniden dirilerek ayağa kalkması olayını dile getirir. Kıyamet, Allah inancından sonra İslam'ın ikinci temel inancı olan Ahiret hayatının ilk aşamasını oluşturur. Genel bir yok oluş ve yeniden dirilişle birlikte gelişecek Haşr, Hesap, Mizan, Cennet ve Cehennem gibi olaylar hep kıyamet gününün gündemi içindedir. Bu nedenle Ahiret inancı, Kıyamet ve onunla birlikte gelecek olaylara inançtan başka bir şey değildir. Bu büyük önemi yüzünden Kur'an Kıyamet olayını sık sık hatırlatır, zaman zaman da bir korkutma, uyarma öğesi olarak kullanır. Kıyamet kesin olarak gerçekleşecek, şüphe götürmeyen bir olaydır. Alametleri belirmiş, yaklaşmıştır. Onun ağırlığına ne gökler, ne de yer dayanabilir, ansızın gelir. Sarsıntısı korkunç bir şeydir. Belalı ve acı bir Saattır. Yalanlayanlar için çılgın bir ateş hazırlanmıştır. Kur'an , Kıyamet olayının kesinliğini, yakınlığını bildirdiği, hatta oluş biçimine ilişkin tasvirler verdiği halde zamanı konusunda bir açıklama yapmaz. Kıyamet doğrudan Allahın dilemesine bağlı bir olaydır ve ondan başka hiç kimsenin bu konuda bir bilgisi yoktur. Hadis Külliyatları Kıyametten önce ortaya çıkacak alametlerden söz eden çok sayıda hadis ihtiva eder. Kıyamet öncesi dönemde dini duygu, düşünce ve davranışların zayıflaması, dini kurallara gereken önemin verilmemesi, ibadetlerin terkedilmesi, ahlaksızlığın çoğalması biçiminde kendini gösteren Küçük Alametlerin başlıcaları şu şekilde sıralanabilir; 1_ İnsanların bina yapmakta birbirleriyle yarışmaları. 2_ İnsanların ölümünü temenni etmeleri. 3_Köylerden şehirlere göçlerin artması 4_Hicazda bir ateşin çıkarak Busrada (Şam yakınlarında bir yer) develerin ayaklarını aydınlatması. 5_İkisi de hak iddiasında bulunan iki büyük İslam ordusunun birbirleriyle savaşması. 6_Hastalık çeşitlerinin artması. 7_İslami İlimlerin ortadan kalkması, cehaletin artması. 8_Depremlerin artması. 9_Zamanın yaklaşması, gece ve gündüzün eşit olamsı. 10_ Cinayetlerin çoğalması. 11_ Yahudilerle Müslümanların savaşmaları. 12_ Zinanın açıkca işlenmesi, içki tüketiminin artması, kadınların çoğalıp erkeklerin azalması. 13_ Çalgı çeşitlerinin çoğalması 14_Göktaşı düşmesi 15_Cami ve mihrapların süslenmesi. 16_İşlerin ehli olmayanlara verilmesi 17_Ölçü ve tartılarda hıle yapilması. 18_Kuyruklu yıldızın görülmesi. 19_Akrabalarla ilişkilerin kesilmesi. 20_Devlet başkanlarına suikastlar düzenlenecek. Kıyametin büyük alametleri ise hadis-i şerifte toplu olarak zikredilir: 1_Deccalin ortaya çıkması; Deccal kıyamette zuhur edecek yalancı bir kişidir 2_ Duhanın çıkışı; Duman anlamına gelmektedir.Kıyametin vukuundan önce dünyayıbir duman kaplayacak , kırk gün kırk gece kalacak, müminler nezleye tutulmuş gibi, kafirler sarhoş gibi olacaklardır. 3_ Dabbetü'l-arz'ın çıkışı; Kıyametten önce çıkacağı bildirilen bir yaratıktır. 4_ Güneşin batıdan doğması; Güneş batıdan doğacak, insanlar topluca iman edecek, ancak daha önce iman etmemiş olanların imanları kendilerine yarar sağlamayacaktır. 5-Yerin içinde bulunan madenleri toprak dışarı atacak. 6_ Ye'cüc ve Me'cüc ün çıkışı; Kıyametin vukuundan önce çıkarak yeryüzünde bozgunculuk yapacak. 7_ Doğuda, Batıda ve Arap Yarımadasında olmak üzüere üç bölgede yer çöküntüleri meydana gelecek. 8_ Yemenden çıkacak olan büyük bir ateşin insanları önüne katarak sürmesi. 9_Kurandan ayetler silinecek. Hz. Peygamber (s.a.s) Kıyametin kötü insanlar ve kafirler üzerine kopacağını bildirmiştir. Bu hadislere göre Kıyamet kopmadan önce Müminlerin ruhları alınacak ve onların ahirete göçmeleri sağlanacaktır.
Ali genç
6
-
Cinsel taciz
04.12.2006 13:55:55
Çocukların Cinsel Amaçlı Kötüye Kullanılmaları (Cinsel Taciz)
Hususunda Anne ve Babalara Öğütler:
Çocuklarınızı Bu Konularda Uyarın!!!
Çocuklarınızın sizlere her konuda güvenmeleri ve her türlü sorunlarını sizlerle konuşabilmeleri çok önemlidir. Çevredeki yabancı şahıslara karşı çocukların daha dikkatli olmaları ve fazla güvenmemeleri yolunda eğitilerek uyarılmaları gerekmektedir. Çocuklarınızın evden çıktıktan sonra nerelere gittiği ve kimlerle oynadığını bilmelisiniz. Çocukların akşam belli bir saatte evde olmaları konusunda diğer ailelerle mutabakata varınız…
Aile Olarak Şu Hususları Bilmelisiniz…
Çocukları yakından ilgilendiren her türlü tehlike hakkında, kendilerinin bilgilendirilmeleri çok önemlidir. Buna cinsel bilgilendirme de dahildir. Polis kayıtlarında tecrübe ile sabittir ki; Çocukların cinsel tacize maruz kalmalarının önlenmesi ancak onlara bu konuda öğüt verilmesi ve bazı prensiplerin kazandırılması ile mümkündür….
Çocuklarınıza Hangi Öğütleri Vermelisiniz…
Tehlike her yerde bulunmaktadır; okul yolunda, park yakınlarında, eve dönüşte, spor sahalarının yakınlarında, arkadaşlarının evine gelip giderken... Tehlikenin bulunabileceği yerler hakkında çocuklarınızı aydınlatın…. Önce iyi ve kötü milli ve ahlaki değerlere göre telkin edilmeli, öğretilmeli, İyi fiilde bulunma aleni olarak takdir edilmeli. Kötü fiil, başkalarından misal verilerek kötülenmeli, Hataları sebebiyle devamlı azarlanmamalı.
Tanımadıkları şahıslardan para veya hediye almamaları, Yabancı şahıslarla herhangi bir yere gitmemeleri, yardım talebinde bulunan yabancılara da yardım etmemeleri, kesinlikle yabancıların arabalarına binmemeleri. Çocukların düzenli olarak takibi onlara dikkat edilmesi ve onlarla beraber olunması da cinsel tacizi önleyen unsurlar arasındadır.
Çocuklarla sürekli konuşarak bu tehlike hakkında onları uyarmanız sonucunda daha duyarlı olmalarını ve kendi kendilerini kontrol etmelerini sağlayacaksınız. Yalnız kaldıklarında, tanımadıkları kimseye kapı açmamaları. Telefonda yabancı kimselere bilgi vermemeleri.
Issız parklar, yollar ve yerlerden uzak durmaları, toplu olarak oynayan çocuklardan ayrılmaları ve tek başına oynamamaları, kendilerinden küçük çocuklara da dikkat etmeleri.
Takip edildiklerini hissettiklerinde büyüklerinden yardım istemeleri ve bu durumlarda ıssız yerlere değil de kalabalığa doğru gitmeleri, Tehlikede olduklarında bağırmaları, kaçmaları ve kendilerini müdafaa etmeleri gerektiği, kendilerine zarar vermek isteyen şahıslara iyi bakıp onları teşhis etmeleri ve araçlarının plakasını almaları. Kendilerine veya arkadaşlarına bir şey yapıldığında derhal ailelerine veya polise haber vermeleri anlatılmalı.
Büyük çocuklarınızı da internet kullanımı ile ilgili YASAK SİTELER ( Porno, satanizm, kumar, organ mafyası vb.) konusunda uyarı ve takipte bulununuz.
LÜTFEN BU KONUDA ÇEVRENİZDEKİLERİ BİLGİLENDİRİNİZ! Belki bir hayat kurtarırsınız.